INӔRS Bedensel Katman Olarak Bedenler

“Bir araçtır elbet beden
Ruhun gökbilimini hesap eden.
Bak o usturlabın içinden
Ki bir olasın derya ile sen.” (Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî)

“Eğer evren kendi bütünlüğü içerisinde anlaşılabilecek kadar basit olsaydı, onu kavrayabilecek kadar karmaşık varlıkları içinde barındırmazdı.” (J.D. Barrow)

Her an, gecikmeksizin başka bir varlığın evrenine bağlanan bir uçurumlar yığınıdır. Bedenlerimiz kesişir; gerçeklik ve bilince dair kati bilgimizin yarattığı tutarsızlıkları nadiren garipseriz. Gerçek ve temsil arasında bir tekabüliyet olduğunu varsayarsak, sanki varoluşu, bedenin kıyaslanamazlığını görmezden gelerek tasarlayabilirmişiz gibi, karşılıklı anlayış ve birlikte var olma vaatleri altında yaşamaya devam ederiz. Maddi ya da manevi, tüm beceriler duyusal ve iletişimsel kapasitelerini geliştirerek, bedenden, beden için, bedene doğru, bedene dair ve bedene karşı kurulurlar: silah ve oyuncak, teleskop ve kapı dürbünü, mistik ve alet, dil ve süs, ev ve hapishane, resim ve ütopya, kumaş ve inanç… Beden, aynı anda, köken ve istikamet, doğa ve kültür, temsil ve gerçek olandır. Denilebilir ki, yaşama eylemi, bedenin gerçekliği ve anlaşılma olasılığı arasındaki bir gerilimdir.

Sınırsız limitler, dünyalar arası titreşim, kararsızlıklar arasındaki kararlılık, kararlılıklar arasındaki kararsızlık; yaşayan orada ve bu şekilde varolur. Hiçbir şey, yaşam (bios) ve sanatın (ars), karşıtlıkları arasındaki bağ ile kurduğu akrabalığı idrak etmekte zorlanmaz: ölüm (antibios) ve atıl olan (iners). Atalet, hal değişimine karşı bir direnç olarak tanımlanır. Eklemlendiren ve bütünleştiren bir dönüşüm eğilimi olarak sanat ise, her seferinde daha bilgiye dair ve daha duyarlı bir şekilde, büyük karmaşıklık derecelerinin, zarların, tabakaların ve yapılandırmaların oluşmasına zemin sağlar. Fiziksel atalet (corporis inertiae) bir diğer deyişle inorganik doğanın kendisi, evrensel sabitler, bileşenleri ve bunların dönüşümü için kararlılık sağlar. Ancak bu, organik hayat (ars metabolicae) ortaya çıktığında, durağanlığın hayatı biyolojik bir atalet (inertiae organicum) olarak tesis ettiği düzenlemeler vasıtasıyla değişime uğrar. Ne zaman ki bu biyolojik kararlılık kendi temsilini yaratmaya yetecek bir duyusal kapasiteye sahip olur, işte bu, bilinç evreninin gün yüzüne çıktığı, belirsizliği ve karmaşıklığı artıran yeni bir dönüşüm düzeninin oluştuğu andır: canlı, kendi zihinsel kıvrımlarında ve temsili katmanlarında çoğalır, farklılaşır. Fakat bu rahatsızlık, kendi kendini düzenleyebilen psişik bir homeostasi ile dengeli hale gelir. Bu olay, periyodik olarak tekrarlanan dürtüler içinde, bir özdeşliğin tanınmasında ya da bir fantazmın (psyquica inertia) bıraktığı izde meydan gelir. Bu denge formları, düzenli sosyalliğin ve kültürel atalet halinin (sosyal olarak dengeli bir deliliğin paylaşılması hali) oluşmasına olanak sağlar. Subjektif özgünlük ve yaratıcılık, kültür karşıtı bir sanatın yeşermesine izin vererek, avangart ve ihlalci bir süreksizliği meydana getirir. Dolayısıyla, bu görecelendirme, tartışmasız olanı dönüştürdüğünde, durdurulamaz bir dağılım ivmesi veren yaratıcı atalet (creative inertiae) içinde sabitlenir. Bu devinimsiz dağılmanın üstünden gelebilen bir sanat olasılığı, riskleri derecelendirebilen bir dengeleme unsuru içerecektir. Eğer yaratıcılık hata yapmamıza olanak tanıyorsa, sanat, hangi hataların korunmaya değer olduğunu bilmemizi sağlayacaktır.

Beden, tartışmasız bir biçimde, her zaman sanatın en güncel dürtüsü olmuştur. Tüm semboller, ölçüler ve metaforlar, duygu ve fikirler onda vücut bulmuştur. Beden, kendi içinde idrak edilebilir, ölçülebilir ve kendinden ötürü bir şey olmaktan ziyade, yaşama, hissetme ve düşünme yetilerine hasıl olan sosyal varlıktaki ikilemlerin arasında bulunan bir gizemdir. İkon düşmanlığı ve ikonlara tapma, kült ve yasak, imgelerin gücünde örtülü bir idrak eğilimini paylaşır. Eğer temsil, sosyal anlamlandırmaların tesis edilmesinde mühim bir mesele olmuşsa, insan bedeninin temsili de o kadar elzem ve keskin bir temsili alan haline gelmiştir. Ve bu durum, çıplak bedenin temsilinde çok daha aşikar hale gelir. Antik kültürlere ait mitolojik imgelerden bir MR cihazı vasıtası ile elde edilen tekno-bilimsel imgeye, şeytan figürlerinden medyatik idollerin görüntülerine, pornografik imgeden dini imgelere… Metaforik, sembolik, anlatımcı ya da tanımlayıcı olsun, üniformalarından ve kıyafetlerinden arındırılmış bir beden, rütbe, sınıf ve kabile farklılıklarının ötesinde, kendi fizikselliğinin kanıtını içerir -tür, ırk, yaş, cinsiyet ve bütün bir kas, damar ve morfolojik özellikleri ile-. Geleneksel bedeni var eden bu belirlemeler olmadan, organik tespitler ve bunların birbirleri arasında oluşan nesnel yönelimler çok daha çarpıcı hale gelir. Çıplak insan bedeninin varlığı, insanlarda bir anda gelişen fiziksel ve duygusal, empatik, irite edici, samimi, arzuya ya da reddetmeye dair bir reaksiyonlar zincirinin başlamasına sebep olur. Bedenin temsili, imgeyle olan ilişkimizin özsel temsiliyetinin de bir göstergesidir. Antropomorfik imgede, varlığın buradalığı kendini vareder. Tıpkı buradalıkta olduğu gibi temsilde de, bedenin çıplaklığı zımni bir yakınlığı zorunlu kılar. Bir bedeni resmetme eyleminde, öteki içselleştirilir. Her fırça, bedenler arası teması yeniden kaydeder. Tuvale yapılan her müdahalede beden kendi buradalığını oluşturur. “Plastik ihtimam”, yoğun ve iletken bir bağlantı kurar. Bu sıcaklık, bilişsel bir nötrlüğün, gözlemcisiz bir gözlemin bilimsel ilüzyonuyla çelişir. Sanat, daha çok, bedenden, bedene dair, sinestetik ve multisansoryal (çokduyulu) bir bilgi açığa çıkarır ve geliştirir.

Mekanik bir kayıt olarak fotoğraf, önleyici bir mesafenin soğumasını sağlar. Ne kadar yapay olursa olsun, fotoğraf, üretilmiş bir veri olduğunu unutturan bir özelliğe sahiptir: görsel kanıtı, kendi yapay ve yorumlanabilir karakterini bulanıklaştırır. Yapaylığı, ortaya çıkan üründe, dokümental özelliğinde ve kanıt olma yetkisinde örtülü haldedir. Fotoğrafik imge, gerçeğin bir kanıtı olarak kullanılabilen, tartışmasız bir temsiliyetin meşruiyetini oluşturur. Fotoğraf, aynı anda, hem gözlemcinin hem de bakış açısının konumu üzerinden bir teşhis sistemi meydana getirir. Fotoğrafçının ve izleyicinin konumları arasındaki narkotik ilişki, doğru anın aranışı ve sonsuzluk arzusu arasındaki rastlantının gelişmesine katkıda bulunur. Mekanik kaydın sağladığı mesafe, doğrudan bir karşılaşmanın oluşturabileceği risklere karşı bir koruma sağlarken, bakış açısının konumu vasıtasıyla oluşturulan özdeşleşme, tatminkar bir yakınlık doğmasına izin verir. Mekanik doğasına rağmen fotoğraf, bedeni refere eder; bu öklitsel bir geometrinin uygulaması değil, bedenin yetkiselleşmiş bir ifadesinin dışavurumudur. Teknik aygıt tarafından sağlanan uzaklaşma ve çıplak beden tarafından kolaylaştırılmış yakınlaşma üzerine kurulu bu çifte koşul, empatiden bir bedenin diğeri üzerindeki narsistik yansımasına, alakasızlıkla alakalı tetkikten, arzu ya da tiksinti ile yüklü temaşaya kadar sosyalliğin tüm formlarının gelişmesini sağlar.

Mekanik kaydın meşruiyeti, temsiller herhangi bir gerçek referanstan çok uzak, yapay bir bileşim olduğunda dahi şüpheciliğin askıya alınması şeklinde devamlılık gösterir. Post-fotografik çağda, gerçek ve sanal olan ayırt edilemez gibidir. Kurgu, gerçek olarak sunulduğunda, gerçek de kurgu olarak gözükür. Post-fotografik çağ, doğalcı ideali gerçekleştirir ama aynı zamanda tartışmasız bir ilke olarak şüpheciliği tesis eder. Sınırsız, hayali bir bulutsu içinde, bu “sınırları olmayan gerçekçilik”, bu algısal atalet, dilden de önde gelen, neredeyse büyüsel, arkaik sisteme ait, sembolik ve gerçek olan arasındaki tekabüliyete dair tüm fantezilerin beşinci elementi olan ilksel adlandırmaya geri dönüşü tesis eder. Güvenin süregelen bir şekilde askıya alınması hali, bir tür naif şüpheciliğin ve kuşkunun da daimi bir şekilde askıya alınmasına sebep olur.

Safdilli bir güvensizlikle, öznenin tekilliği olasılığının kendisi daha da önemli bir hal alır: öznellik ve mekanik, üretim ve duygu, temsil ve tasarım, beden ve bilgi, karmaşıklık ve kavrayış, madde ve form, adaptasyon (inertial) ve yaratım (sanatsal) arasındaki indirgenemez gerilim ve durumun tekilliği üzerine denemeler… Adı her ne olursa olsun, bu, sanatçının meydan okumasıdır ve takdiri hakeder.